• Increase font size
  • Decrease font size
  • Default font size
Resimler

Duyurular



23. Uluslararası Öz Yönelimli Öğrenme Sempozyumu 4-7 Şubat 2009 da....

  •  
  •  
Anasayfa arrow Bilgi - Belge arrow Araştırma-İnceleme arrow Yetişkinlerde Öğrenme
Yetişkinlerde Öğrenme Yazdır E-Posta
Pazartesi, 31 Aralık 2007

T.C.
MARMARA ÜNİVERSİTESİ
EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ



YETİŞKİNLERDE ÖĞRENME




YETİŞKİN PSİKOLOJİSİ
Prof. Dr. Adnan KULAKSIZOĞLU



TUĞBA DEMİR
İstanbul, 2007

 

 

 

 

 

 

YETİŞKİN EĞİTİMİ: YETİŞKİNLERDE ÖĞRENME

I. ÖĞRENME KURAMLARI

a. ÖĞRENME

b. EĞİTİM

c. YETİŞKİN ÖĞRENMESİ

i. DAVRANIŞÇI KURAMLAR

· DAVRANIŞÇI KURAMLARIN ÖĞRETİM İLKELERİ

ii. BİLİŞSEL AĞIRLIKLI DAVRANIŞÇI KURAMLAR

iii. BİLİŞSEL (KOGNİTİF) KURAMLAR

· BİLİŞSEL KURAMLARIN ÖĞRETİM İLKELERİ

iv. BİLGİYİ İŞLEME KURAMI

v. YAPILANDIRMACI KURAM

vi. İNSANCIL (HÜMANİST) KURAMLAR

· ANDRAGOJİ KAVRAMI

vii. NÖROFİZYOLOJİK TEMELLİ ÖĞRETİM İLKELERİ

viii. YETİŞKİN EĞİTİMİNİN TEMEL KURAMLARI

II. YETİŞKİNLERİN ÖĞRENME ÖZELLİKLERİ

III. YETİŞKİNLERDE ÖĞRENME YETENEĞİ

IV. YETİŞKİNLER NASIL ÖĞRENİR?

i. AKICI VE BİLLURLAŞMIŞ ZEKÂ

ii. BİLGİ İŞLEME

iii. DÜŞÜNME

iv. ÖĞRENMEYE HAZIR OLMA VE YÖNELME

V. YETİŞKİN ÖĞRENMESİNİN DAYANDIĞI VARSAYIMLAR

VI. YETİŞKİNLERİN ÖĞRENMEYE YÖNELMEMELERİNİN NEDENLERİ

VII. ÖĞRENME ENGELLERİ

VIII. KAYNAKÇA

Yaşadıkça Öğrenirsin

Sevdikçe Öğrenirsin

Ağladıkça Öğrenirsin

Yitirdikçe Öğrenirsin

Can Evinden Vuruldukça Öğrenirsin

Feryat Ettikçe Öğrenirsin

Alanis Morissette

I. ÖĞRENME KURAMLARI

· Çocuk, genç ve yetişkin, herkes, yaşam boyunca sürekli olarak bir şeyler öğrenir.

a. ÖĞRENME

Kişinin yaşantıları ve çevresi ile etkileşimi yoluyla kalıcı davranış kazanması ya da eski davranışlarını değiştirmesi sürecidir.(Okçabol, 1994)

b. EĞİTİM

Bireyin davranışlarında kendi yaşantıları yoluyla, bilinçli olarak istendik davranışlar meydana getirme sürecidir. Eğitim yoluyla bireyin bilgi ve becerileri ile amaçları, beklentileri, tutumları, değerleri toplumca uygun görülen yönde (istendik) ve amaçlı olarak (kasıtlı) değiştirilir.(Uysal, 2005)

· Eğitsel kurumların ve eğitimcilerin görevi bireyin istendik davranışları kazanması için gerekli ortamı hazırlamaktır. Eğitimin başarılı olması için de bireyin nasıl öğrendiğinin bilinmesi ve yetişkinlerin öğrenmelerinde etkin olan değişkenlerin göz önüne alınması gerekir.(Okçabol, 1994)

· Birey yaşamı boyunca öğrenmeyi farklı biçimlerde sürdürür. Yaşam boyu öğrenme kavramı, bireyin farklı öğrenme yollarının tümünü içerir. Öğrenme; öğrenen, öğreten ve öğreticiler arasındaki etkileşimin sonucudur.(Uysal, 2005)

c. YETİŞKİN ÖĞRENMESİ

Yetişkinlerin farklı öğrenme özelliklerinin olduğu ile ilgili yaklaşımlar 1940’lı yılların sonuna rastlamaktadır. Yetişkin öğrenmesi ile ilgili çalışmaların kuramsal temelini ise, 1973 yılında yayınladığı “Yetişkin Öğrenci ” kitabıyla Malcolm Knowles ayrıntılı bir yetişkin öğrenmesi kuramı ile ortaya koymuştur. Knowles, yetişkinlerin öğrenmek için belli durumlara ihtiyaç duyduklarına dikkat çekerek, bunu “andragoji” olarak ifade etmişlerdir. Yetişkin insan anlamına gelen “andra” ve yol gösterme anlamına gelen “agosos” sözcüklerini birleştirerek, yetişkin eğitimi yöntemini inceleyen bir disiplin oluşturmuştur. (Kişmir, 2006)

· Okçabol, Rıfat.”Halk Eğitimi(Yetişkin Eğitimi)”, DER yayınları, 1994

· UYSAL, Meral. “Yetişkinlerde Öğrenme.” 03 Ocak 2005- 07 Ocak 2005, Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi

· Kişmir, Tanju. “Eğitimin Psikolojisi ve Yetişkin Öğrenmesi: “Andragoji” ”, Kaynak Dergisi, Baltaş-Baltaş Yönetim, Eğitim Ve Danışmanlık Merkezi Yayını, Sayı: 26, Nisan Haziran 2006

Androgoji kavramı ile birlikte yetişkin öğrenmesiyle ilgili kuramsal çerçeve oluşturulmuştur. Ancak, her nedense genellikle ülkemizde, öğretim ile ilgili çalışmalardan söz edilince hemen akla çocuklar gelmektedir. Yetişkinler öğrenemezmiş ya da onların öğrenmeye gereksinimi yokmuş gibi bir anlayışın yaygın olduğu görülmektedir. “ağaç yaş iken eğilir” diye bizim bir atasözümüz, İngilizlerin de “yaşlı köpeğe yeni hünerler öğretemezsiniz” diye atasözümüze benzer deyişleri vardır. Bu ifadeler insanın genç iken öğreneceğini, yaşlı iken, öğrenemeyeceğini anlatmaktadır. Gerçekten yetişkinler öğrenemez mi? Yetişkin olmayanlara göre daha az mı öğrenebilir? Yetişkinlerin bilişsel özellikleri ile ilgili yaşa bağlı olarak az da olsa elbette farklılıklar olmaktadır. Ancak yaşlılığın, fiziksel özelliklerde olduğu gibi entelektüel özelliklerde de bir azalmayı birlikte getirmediği araştırmacılar tarafından ortaya konmuştur. (Bülbül, 1991)

Eğitim açısından çocuk ile yetişkin arasındaki fark şu şekilde sıralanmaktadır (Geray, 1978):


1. Çocuğun öğrenmeye ayıracağı zamanın bol olmasına karşın, yetişkin, yalnızca çalışma saati dışındaki zamanını ayırabilir.
2. Çocuğun yaşantıdan edindiği deneyim azdır; yetişkinin geçmiş yaşantısına dayanan bir deneyimi vardır.
3. Çocukta güven duygusu yüksek olduğu halde, öğrenme gücü konusunda yetişkinde güvensizlik söz konusudur.
4. Çocuk, öğrenmeye sınırlı da olsa zorlanabilir; ancak, yetişkinin öğrenmesi ondaki öğrenme güdüsüne bağlıdır.
5. Çocuk ile öğretmen arasındaki ilişki anne-baba ilişkisine benzemesine karşın, yetişkin-öğretmen ilişkisi öğrenen-öğreten ilişkisine, bir ölçüde arkadaş-meslektaş ilişkisine dayanır.

· Bülbül, S,”Halk Eğitimine Giriş.Yetişkin Eğitimi. Türkiye’de Halk Eğitimi. Toplum Kalkınması”. Açık Öğretim Ön Lisans Programı Yayınları No: 213, Eskişehir 1991

· GERAY, C. “Halk Eğitim”. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları. Ankara 1978

Öğrenmenin nasıl olduğunu açıklamaya çalışan pek çok öğrenme kuramı vardır

Davranışçı Kuramlar

.Klasik Koşullanma(Pavlov)

.Operant (Edimsel) Koşullanma(Skinner)

.Bitişik Kuramlar(Watson-Guthrie)

.Bağ Kuramı(Thorndike)

.Sistematik Davranışçı Kuram(Hull)

Bilişsel Ağırlıklı Davranışçı Kuramlar

.İşaret Öğrenme(Tolman)

.Sosyal Öğrenme(Bandura)

Bilişsel Kuramlar

.Geştalt Kuram(Wertheimer, Köhler, Kofka)

.Bilgiyi İşleme Kuramı

Yapılandırmacı Kuram

.Yapılandırmacı Kuram(Piaget, Vgotsky)

Duyusal(İnsancıl) Kuramlar

.Maslow(İhtiyaçlar Hiyerarşisi)

.Rogers(Benlik Gelişimi)

Beyin Temelli Öğrenme (Nöro-fizyolojik kuram)

.Hebb

.Yapılandırmacı Kuram

i. DAVRANIŞÇI KURAMLAR

· Davranışçı görüşten yana olanlar için gözlenebilen ve ölçülebilen davranışlar önemli olmaktadır.

· Davranışçı kuramlar öğrenmenin uyarıcı ile davranış arasında bir bağ kurularak geliştiğini ve pekiştirme yoluyla davranış değiştirmenin gerçekleştiğini kabul eder.

· Davranışçılar insanların, karşılaştıkları problemlerin çözümünde genellikle geçmişte yaşadığı benzer durumları göz önüne aldıkları ileri sürerler. Yeni bir problemle karşılaştıklarında ise, bireyin deneme-yanılma yoluyla yeni çözümler üreteceği kabul edilir.

· DAVRANIŞÇI KURAMLARIN ÖĞRETİM İLKELERİ

1. Yaşayarak öğrenme esastır. Öğrenci öğrenme sürecinde aktif olmalıdır. Çünkü öğrenci kendi yaptığı ile öğrenir.

2. Öğrenmede pekiştirme önemli bir yer tutar. Pekiştirme, davranışların tekrar edilme sıklığını arttıran uyarıcıların verilmesi işlemidir.

3. Becerilerin kazanılmasında ve öğrenilenlerin kalıcılığının sağlanmasında tekrar önemlidir. İnsan, konuşma, yabancı dil, müzik aleti çalma vb. becerileri tekrar yapmadan öğrenemez.

4. Öğrenmede güdülenmenin önemli bir yeri vardır. Öğrencinin bir davranışı öğrenebilmesi için o davranışı yapmaya istekli olması lazımdır. Bu nedenle, olumlu pekiştirme güdüleyici bir etkiye sahiptir. (Fidan ve Erden, 1993):

Ø Pavlov, laboratuarda köpeğin salgı sistemi üzerine çalışmakta iken, köpeğin sadece yiyecek getirildiğinde değil, yiyeceği kendisine getiren kişiyi gördüğünde de salya akıttığını fark etmesi üzerinde geliştirdiği Klasik Koşullanma, Davranışçı Akımın en çok bilinen öğrenme kuramıdır.

Ø Guthrie öğrenmedeki tüm zihinsel öğeleri reddetmektedir. Öğrenmenin tek yasası bitişikliktir. Bitişikliği, bir uyarıcıya karşı yapılan tepkinin daha sonra aynı (benzer) uyarıcıyla karşılaşıldığında da gösterme eğilimi olarak açıklar. Guthrie’ye göre öğrenmenin oluşabilmesi için ödül veya pekiştirmeye de gerek yoktur. Kötü alışkanlıkların yok edilmesinde üç yöntem önermiştir: eşik yöntemi (alıştırma yöntemi), bıktırma yöntemi, zıt-tepki yöntemi.

Ø Watson öğrenmeyi uyarıcı-tepki bitişikliği olarak açıklamıştır. Belli bir uyarıcıya karşı belli bir tepkiyi ne kadar sık tekrarlarsak o tepkiyi tekrar yapma olasılığı o kadar artar. Buna göre en son yapılan tepkinin tekrar yapılma ihtimali oldukça fazladır(en çok yapılma ve sıklık ilkesi) Kötü alışkanlıkların yok edilmesinde sistematik duyarsızlaştırmayı kullanmıştır.

· FİDAN Nurettin; Erden Münire, “Eğitime Giriş,” Meteksan Matbaacılık, 1993

Ø Davranışçı akımın diğer ünlü çalışması Thorndike tarafından yapılmıştır. Thorndike öğrenmeyi bir problem çözme olarak görmüş ve problemle karşılaşıldığında yapılan çeşitli deneme-yanılma davranışlarıyla çözüm üretildiğini savunmuştur(araçlı koşullanma). Ona göre, insanların ve insana yakın hayvanların öğrenme biçimi deneme- yanılma yoluyla gerçekleşen bir öğrenmedir.

Ø Thorndike’ın yaptığı deneyde kafese yerleştirilen kedi dışarıdaki balığa ulaşmak için yaptığı sağa-sola koşma ve sıçramaları esnasında tesadüfen kapı mandalına bağlı ipi çekmesi ile kapı açılmış ve dışarı çıkmayı başarmıştır. Deney tekrarlandıkça kedinin kafesten çıkmak için yaptığı deneme-yanılma davranışları azalmış ve kedi mandalın bağlı olduğu ipi daha kısa sürede çekerek dışarı çıkmayı öğrenmiştir. Thorndike bu çalışmasında deneme-yanılma esnasında yapılan davranışlardan ödüle götüren davranışların kalıcı olduğu ( öğrenildiği ), diğerlerinin ise terk edildiği sonucuna ulaşmaktadır.

Ø Thorndike; öğrenme sürecinde etki, tekrar (alıştırma) ve hazır olma gibi üç öğrenme ilkesi üzerinde de önemle durmaktadır. Etki ilkesine göre, öğrenen doyum verici (ödül getiren) karşılıkları edinir ve anımsar. Tekrar ilkesine göre, ezber yerine yapma ve yineleme (anlamlı bağlantısı olan yinelemeler) öğrenmeyi güçlendirir. Hazır olma ilkesine göre de, öğrenen yeni bir şeylere hazır olduğunda öğrenme artar.

Ø Skinner, insanların karmaşık uyarıcı durumları ile karşılaştığında gösterdiği davranışlara operant (edim) adı verir. Bu operantların, onları izleyen sonuçlardan etkilendiğini ileri sürmektedir. Organizmayı olumlu bir sonuca götüren davranışlar kalıcı olur. Diğer bir deyişle, insanlar davranışları sonucu olumlu bir durumla karşılaştıklarında o davranışın tekrarlanma olasılığı artar. Davranıştan sonra gelen bu olumlu sonuçlara pekiştirme denir.

Ø Hull’a göre öğrenme matematiksel formüller gibi mantıksal bir yapıya sahip olmalıdır. Organizmayı öğrenmeye götüren ihtiyaçlardır. İhtiyaçlar dürtü ve güdülenmeyi etkiler ve davranış ortaya çıkar. Karmaşık davranışlar aşama aşama öğrenilir ve öğrenmenin temel mekanizması koşullanmadır. Öğrenme sürecinin temel kavramı alışkanlıktır. Alışkanlık tepki ve ipuçları arasındaki öğrenilmiş bağ gücünü geliştirir.

ii. BİLİŞSEL AĞIRLIKLI DAVRANIŞÇI KURAMLAR

¢ Tolman, davranışçı öğrenme yaklaşımı ile Geştalt öğrenme yaklaşımını birleştirmiştir. Öğrenme zihinsel süreçler yoluyla gerçekleşir. Davranışları küçük birimlerle değil bütünsel ele almıştır.

· Eğitim Bilimleri, Yargı Yayın Evi, 2006

¢ Tolman öğrenmeye ilişkin olarak örtük (gizil) öğrenme ve yer (işaret) öğrenme kavramlarını geliştirmiştir. Organizma araştırarak bazı olayların, belirli başka olaylara yol açtığını veya bir işaretin diğer bir işarete organizmayı götürdüğünü anlar ve organizma bu şekilde amacına ulaşır(yer-işaret öğrenme). Örneğin, bazı bireyler için gece saat 24.00 (uyarıcı) olduğunda uyku saatinin (uyarıcı) geldiği öğrenilir. Örtük öğrenme, bilinçsizce, farkında olmadan ve istemeden edilen öğrenmelerdir.

¢ Bandura’ya göre bireyin davranışları, bilişsel, davranışsal ve çevre faktörlerinin karşılıklı etkileşimiyle oluşur. Davranışların büyük bir kısmı diğer insanlarla ilişki içerisinde kazanılan öğrenme yaşantılarıyla yani ilgili davranışı gösteren birini model alarak öğrenilir. Buna taklit ya da gözlem yoluyla öğrenme denir. Öğrenmenin etkiliği bireyin almış olduğu pekiştireç ya da cezaya bağlıdır.

iii. BİLİŞSEL (KOGNİTİF) KURAMLAR

¢ Bilişsel kuramlara göre öğrenme doğrudan gözlemlenemeyen zihinsel bir süreçtir. Davranışçıların davranışta değişme olarak tanımladığı şey gerçekte kişinin zihninde meydana gelen öğrenme yansımasıdır. Bilişsel kuramcılar daha çok anlama, algılama, düşünme, duyuş ve yaratma gibi kavramlar üzerinde durur.

¢ Zihne ulaşan verilere anlam yükleme işlemi, yani algı üzerine yaptıkları çalışmalarla öğrenmenin bilişsel yönüne işaret eden Gestalt psikologları algılama ile ilgili aşağıdaki ilkeleri ileri sürmektedirler.

¢ Bir problem çözülürken yapılan iş bilinenlerden hareketle bilinmeyenleri bulmaktır. Bilinen yollar problemi çözmeye yetmezse çözüm birdenbire zihinde belirlenir. Kavrama yoluyla öğrenmede bir problem vardır ve denek ilk başlarda problemin çözümünde hiçbir gelişme sağlayamaz. Fakat daha sonra çözüm birdenbire aklına geliverir.(Selçuk, 2003)

Zihne ulaşan verilere anlam yükleme işlemi, yani algı üzerine yaptıkları çalışmalarla öğrenmenin bilişsel yönüne işaret eden Gestalt psikologları algılama ile ilgili $aşağıdaki ilkeleri ileri sürmektedirler (Hilgard ve Bower, 1974)

ü İnsanlar gördüklerini bir bütün olarak algılarlar. Bütünü oluşturan parçaların bütünle ve birbirleriyle olan ilişkisi önemlidir. Bir parçanın veya nesnenin algılanışı, onun bütünle ve diğer parçalarla olan ilişkisine göre değişir.

ü İnsanlar çevrelerini bir ahenk içerisinde görme eğilimindedirler. Eşya ve olaylar, parçası oldukları bütün içerisinde anlam kazanırlar.

ü İnsanların davranışı, içinde bulundukları durumu algılamalarına bağlı olarak değişir. Öğrenme, kişinin çevresini algılama ve yorumlama sürecidir. Bundan dolayı, öğrenmede önemli olan kişinin olayları ve durumları anlaması, diğer bir deyişle eşyaya ve olaylara anlam yüklemesidir.

· Selçuk, Ziya,”Gelişim Ve Öğrenme”, Nobel Yayınları, Ankara 2003

ü Bütün, onu meydana getiren parçaların toplamından daha farklı ve büyüktür. Bundan dolayı bir konuyu oluşturan parçaların ayrı ayrı incelenmesi bütünü ortaya koyamaz, dahası bütünün kaybolmasına yol açar. (Hilgard ve Bower, 1974)

Ø Asubel’e göre öğrenme ya kabulcü ya da buluşçu yolla olur. Kabulcü öğrenmede, kişinin, öğreneceği konular tüm içeriğiyle sunulur. Öğrenen sunulanları anlayarak daha sonra yeniden üretebilirse, kendi sözleriyle açıklayabilirse, öğrenme bir anlam kazanır. Buluşçu öğrenmede ise bilginin içeriği kişiye hazır olarak sunulmaz, öğrenci çabası sonucu elde edilir.

Ø Brunner’e göre öğrenme bilgi kazanmanın ötesinde bir kavramdır. Beyin, öğrenenin gereksinimlerine, değer yargılarına ve tutumuna göre kimi uyarıcıları seçmektedir. Korkutucu uyarılar göz ardı edilir ve “algılama savunması” olarak adlandırılır. Brunner de buluşçu öğrenmeyi, bilginin uzun süre saklanabilmesi için gerekli görmekte, zekâyı geliştireceğini ve dış güdülenmeyi iç güdülenmeye dönüştüreceğini savunmakta, sorun çözme ve buluşçu çabaların araştırma tekniklerini geliştireceğini söylemektedir. (Okçabol, 1994)

Ø Dewey’e göre öğrenme düşünmeyi öğrenmektir. Öğrenme süreci, bilgiyi anlama ve zekâ alıştırmaları ile bunların yeni durumlara uygulanmasını içerir. Daha çok alıştırma yapılması, öğrenenin bilişsel yapısına bir değişim sağlamadıkça, öğrenme yaşantısına dönüşmez ve öğrenme gerçekleşmez

Ø Gagne öğrenmeyi, insanın yeteneklerinde ya da eğilimlerinde kalıcı olan ve doğal büyüme dışında oluşan değişim süreci olarak tanımlamaktadır. Öğrenme süreci güdülenmeyle (bireyin bir sonuç almak istemesiyle) başlar. Uyarıcının (bilginin) kavranmasıyla devam eder ve uyarıcının kazanılması, korunması (saklanması), yeniden kullanılması ve genelleştirilmesi (başka durumlara uyarlanması) aşamalarını içerir. .(Okçabol,1994)

Ø Piaget’e göre de bireyin yaşantıları, toplumsal ortam ve kişinin karar verme yeteneği zekânın en üst düzeye ulaşmasına etki eder. Bilişsel güçteki değişmeler bireyin yaşı, yaşantıları ve zekâ durumuna bağlıdır. Kişi birbirini izleyen büyüme dönemlerine uyum ve özümseme ile biyolojik işlevler sonucu giderek karmaşık bilişsel yapı kazanır. Değişik öğrenme süreçlerindeki kavramsal düşünme düzeyi yetişkinlerde çocuklardan ayrı olacağı için yetişkin eğitimi de çocuk eğitiminden ayrı olmalıdır.

Öğrenme ve zekânın işlemesi aşağıda belirtilen bireysel ve çevresel etkenlere bağlı olarak değişir.

Ø Durum: Kişinin organizması ve sağlık durumu (görme ve işitme kaybı, yorgunluk ve hastalığı) öğrenme ve anlamayı etkileyebilir.

Ø Uyum: Öğrenme ortamındaki bireysel ya da toplumsal uyumsuzluk öğrenmeyi olumsuz yönde etkiler. Birey, olayın üstesinden gelemeyeceğini düşündüğünde, durumu göz korkutucu bulabilir. Kişi birçok başarı yaşamışsa başarısızlığın üstesinden daha kolay gelebilir.

· Okçabol, Rıfat.”Halk Eğitimi(Yetişkin Eğitimi)”, DER yayınları, 1994

Ø Uygunluk: Öğrenenin ilgisini çeken ve anlamlı ödevlerde yetişkinin güdülenmesi ve öğrenme etkinliğine katkıda bulunması olasılığı artar. Etkin ilgi ve katılım, yetişkinin öğrenme amaçları ile öğrenme ödevleri kendi istenciyle (iradesiyle) seçtiğinde ve öğrenmenin anlamını ve öğrenme sürecinin içeriğini anladığında gerçekleşir.

Ø Hız: Özellikle yaşlılarda zaman sınırı ve baskı öğrenmeyi azaltabilir.

Ø Toplumdaki konum: Bireysel konumun öğrenmeye etkisi öğrenme çeşidine bağlıdır. Toplum içindeki konum kişinin değerleriyle, istekleriyle, kaynaklarıyla ilgilidir ve öğrenmeyi etkileyebilir.

Ø Dış görünüş: Dış görünüş ve açık fikirli olup olmama gibi bireysel nitelikler yetişkinin öğrenme olayının üstesinden gelmesine etki edebilir.(Okçabol, 1994)

· BİLİŞSEL KURAMLARIN ÖĞRETİM İLKELERİ

Öğrenmenin anlama, düşünme ve yorumlama gibi bilişsel boyutlarını vurgulayan bilişsel kurama göre öğretimde dikkat edilmesi gereken başlıca hususlar aşağıdaki gibi özetlenebilir.

  1. Yeni öğrenmeler öncekilerin üzerine bina edilir. Öğretmen, anlattığı konu hakkında öğrencinin daha önceden bildiklerinin farkında olmalı, bu bilgilere saygı göstermeli ve öğretme esnasında değerlendirmelidir. Yeni bilgiler öğrenciye bir şeyleri açıklayabilme gücü verdiği ve daha önceki bilgilerini genişletebilme olanağı sunabildiği oranda öğrenci için anlamlı olacaktır (Cohen, McLauglhlin ve Talbert,1993).
  2. Öğrenme bir anlam yükleme çabasıdır. İnsanların karşılaştıkları her şeye anlam yükleme çabası içerisinde oldukları düşünülerek, öğrenme derinliğine düşünebilme, konunun özünü kavrama olanağı sunacak şekilde düzenlenmelidir. Yüzeysel olarak verilen bilgilerin tekrarını istemek öğrenci için anlamsızdır (Brooks ve Brooks, 1993).
  3. Öğrenme uygulama şansı tanımalıdır. Öğretim öğrenciye öğrendiklerini kullanmak için değişik fırsatlar vermelidir. Aksi halde, öğrencideki anlam oluşturma mücadelesi kaybolur (Marshall, 1992).
  4. Öğretmen otorite figürü olmamalıdır. Öğretmen sınıfta bir otorite figüründen ziyade bir basketbol antrenörü gibi bütün öğrencilerin potansiyellerini sonuna kadar kullanmada onlara rehberlik yapan kılavuz rolünde olmalıdır (Brooks ve Brooks, 1993).
  5. Öğrenme, öğretmen ve öğrencinin karşılıklı etkileşimi ile gerçekleşir. Eğer öğrencilerin duyduklarını ve karşılaştıklarını anlama çabası içerisinde olması bekleniyorsa, öğretmen ve öğrencilerin beraberce, karşılıklı güven içerisinde ve birbirlerinden yüksek beklentiler ile çalışmaları gerekmektedir (Brooks ve Brooks, 1993).

· Okçabol, R